5 Ekim 2019 Cumartesi

OSMANLIDA ŞAİRE DAİR

Sanat kişisel haz etrafında dolaşan bir üretim alanıdır taktir edilmek taktir etmek veya geçimini sağlamak amacıyla sanatcı üretmeye ve tüketmeye kendi toplumunun kuralları çerçevesinde devam eder.

“Bilim adamı veya sanatçı, belli bir toplumda egemen sosyal ilişkiler ve belli bir kültür çevresinde sanatını ifade etmiştir.” (İnalcık, 2015, s. 7).

Peki Osmanlıda bu iletişim
nasıl devam etmiştir ?

Doğu’da
veya Batı’da kurulan monarşik yapıdaki bütün toplumlarda iktidar hükümdarın ve ailesinin tabii bir hakkı olarak anlaşılmıştır. Siyasi ve iktisadi hayatın bütünü üzerinde muktedir olan hanedan, kültür ve sanat hayatının da merkezidir. Hükümdarın varlığı ve bulunduğu yer toplumsal olduğu gibi kültürel hayatın da kaynağı olarak algılanır. Sanatçının muhatabı geniş toplumsal kesimler değil, yaptığı işin
değerini takdir edecek entelektüel açıdan donanımlı ve eğitimli hükümdar ve çevresidir. Sanatsal veya entelektüel bütün uğraşların yöneldiği hükümdar, aynı
zamanda bir çeşit hakem konumunda iyi üretimle iyi olmayan üretimi belirleyen bir rol de üstlenmiştir. Bu yüzden sanatçı estetik yeteneğini hükümdara beğendirmek gibi bir düşünceyle hareket eder. Belli
bir sanat zevkine ve anlayışına sahip olan padişahın himayesi altında olan sanatçının ona göre eser vermeye özendiği, sanat veya bilim eserinin kalitesini ve şairin şöhretini, çok kez padişah tarafından belirlendiği, bir eserin makbul ve muteber oluşunun
sultanın iltifatına bağlı olduğu bu ortamda şair ister istemez kendini saraya göre konumlandıracak, ona yakın olmaya çalışacaktır (İnalcık, 2015, s. 13).

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Küçük Dilbilimcilere Yolculuk

  Türkiye'de 3. Sınıf İngilizce Eğitimi: Küçük Dilbilimcilere Yolculuk Giriş: sınıf, ilkokulda öğrencilerin temel becerilerini sağla...